KULLANICI ADI
ŞİFRE

70
102
matbaahaber #101
Sayıyı göster
Uzun vadede işletmeyi değerli kılan şey, yenilikçi olmaktır
Nano teknolojik dijitalizm reel sanayiyi yutacak mı?
Sektör ayakta kalabilmek için yeni arayışlar içinde

Bir zamanlar tipo, ofset, serigrafi baskı sistemleri varmış!

gülnaz1Yrd. Doç. Dr. G. Gülnaz Gültekin / G.Ü. Teknik Eğitim Fakültesi Matbaa Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi

Benden teknolojik gelişmeler ekseninde basım sektörünün geleceğini değerlendirmem istendiğinde, bir an 30 yıl sonra, torunuma masal anlatıyor olduğum bir sahne canlandı gözümde…

Sahne aynen şöyleydi: 77 yaşındayım. Evimde küçük bir basılı eserler müzesi var. Evin bir odası, yıllardır biriktirdiğim tipo, ofset, serigrafi, tampon, kuru ofset, tifdruk, flekso vb. sistemlerde üretilmiş basılı örnekleri barındırıyor. Profesyonel çalışmaların yanı sıra öğrencilerimden sakladığım tasarım örnekleri de bir köşede yer bulmuş kendine… Benim özene bezene koruduğum kâğıt baskılı eserlerden oluşan kütüphanemin önündeki koltukta, 9 yaşlarında bir kız çocuğu kucağımda oturuyor ve merakla ardı arkası kesilmeyen sorular soruyor.

- Babaanne eskiden kitaplar böyle hediye paketi gibi miydi? Neden bazıları kocaman, bazıları küçük?

- Babaanne bu kitapların sesi çıkmıyor? Fotoğrafları hareket etmiyor? Siz bunları nasıl kolay anlıyordunuz?

- Babaanne bunun içindeki ince parçalar (yaprak) yırtılmıyor muydu?

- Babaanne çok eskiden çocuklar bunları sırtında taşırmış, yükleri çok ağırmış öyle mi?

- Dedem eskiden matbaacı olduğunu söyledi? Matbaacı ne demek babaanne?

- Babaanne, hani sen üniversitedeyken bir gazete hazırlıyormuşsunuz... Abime anlatmışsın. Belinizi ağrıtacak kadar ağır kurşundan yazılar yazarmışsınız... Bana da anlatsana…

Otuz yıl sonrasından gelen sorularla şaşırıp kalmışken, “kurşundan yazılar” ifadesi beni 25 yıl öncesine, 1987’ye sürükledi. Ve…

Ankara’da, Ziya Gökalp Caddesi’ndeki Ajans Türk Matbaacılık Sanayi A.Ş.’nin merdivenlerinde koşarken buldum kendimi… O yıllarda Ankara’nın en modern baskı tesislerinden biri burası… Tipo ve ofset baskı makinelerinin kazanları gece gündüz dönüyor. Posta pulundan kitaplara her türlü baskıyı üretiyoruz. Kamu ve özel sektörün neredeyse en seçkin işlerini basıyoruz. Baskı öncesinde dizgiler ağırlıklı olarak mürettiphanede (tipo dizgi atölyesi) yapılıp; prova baskı alınıyor. Prova baskıları pikajörler şablon sayfalara titizlikle yapıştırıp, fotomekanik atölyesine (film) gönderiyorlar. Burada kameralar yardımıyla tire ya da tramlı filmler hazırlanıyor, renk ayrımları özel işlemlerle gerçekleştiriliyor. Matbaanın kalbi fotomekanik atölyesi… Fotomekanikten çıkan filmler montaj atölyesine, oradan kalıphaneye gidiyor. Bir de grenaj atölyemiz var. Fabrikasyon kalıplar çok pahalı olduğu ya da çoğu kez ithalatı sınırlı olup bulunamadığı için kullanılmış kalıpların üzerini temizleyip yeniden emisyonla kaplayarak tif kalıp üretiyoruz. Yaklaşık 130 kişilik bir ekip neredeyse gece gündüz (vardiyalı) durmadan çalışıyor, çalışıyor ancak işleri zamanında yetiştirmekte zorlanıyoruz.

Yanımda çalmaya başlayan cep telefonumun sesiyle, yeniden bugüne 1 Ocak 2012’ye döndüğümde düşündüm!...

Binlerce yılda ortaya çıkan gelişmeden daha fazlası son 25 yılda ortaya çıkmıştı. Şimdilerde öğrencilerime 1988’de ilk Machintosh bilgisayar ve yazıcısı ile tanıştığım zamanı, sanki tarihin çok eski sayfalarında kalmış bir olayı anlatır gibi anlatıyorum. Bugünkü perspektiften bakınca, 25 yıl önceki baskı macerasının bu kadar meşakkatli olabileceğini anlayabilmelerinin mümkün olmadığını gözlemliyorum. Ve son 25 yılımın önemli bir kısmının durmadan yeniden öğrenmeye çalışmakla geçmiş olduğunu fark ederek kendime acıyorum. Öğrendiklerimin hayrını göremeden, öğrenme macerasını sürdürmek zorunda kalışıma hayıflanıyorum. Uzun gündüzler ve geceler boyu masaüstü yayıncılık programlarının neredeyse her altı ayda bir çıkan yeni sürümlerinin özelliklerini keşfetmeye çalışırken, kendimden, ailemden ve sevdiklerimden çaldığım zamanın büyüklüğünü fark ederek dehşete kapılıyorum. Diğer yandan 21. yüzyılın yeni yaşam boyu öğrenme anlayışının, diğer deyişle küresel ekonomiyi yöneten ileri kapitalizmin tüketmeye programlanmış pasif bireylerinden biri olarak yaşamımı sürdürmek zorunda olmaktan da çaresizlik ve utanç duyuyorum.

Ve fakat tüm bunları düşünmeme neden olan, gelecek ve geçmişi birbirine bağlayan bir köprünün üstünden sistemin tamamına bakmam için fırsat yaratan Matbaa Haber Dergisi Genel Yayın Yönetmeni’nin cevaplamamı beklediği bazı sorular var. Peki söyleyeceklerimin, yazacaklarımın hükmü var mı? Açıkçası bilmiyorum. Yine de dilim döndüğü, aklım yettiğince soruları cevaplıyorum.

Yeni teknolojik gelişmelerin basım sektörünün bugününe ve yarınına etkileri; pazar, maliyet, kârlılık, işletme yapısı ve personel profiline etkileri neler?

Türkiye genelindeki değişimlere baktığımızda; ambalaj ve dijital baskı pazarı genişlerken, ofset baskı pazarının daraldığını gözlemliyoruz. Her ne kadar genç nüfusun etkisi ile okul ve dershane kitapları üretimi ofset baskı sektörünü besliyor gibi görünse de, yüksek rekabet koşullarının sonucu olarak kârlılığın azalması önemli bir tehdit... Yayıncılığa dayalı üretimi tehdit eden bir başka husus, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) üzerinde çalıştığı e-kitap projesidir ki hayata geçirildiğinde kağıt baskılı ders kitabı üretimi 3-5 yıl gibi kısa bir zamanda ortadan kalkacaktır. Bugün MEB ihaleleri ile ayakta duran baskı tesisleri acil önlem planı üzerinde çalışmalıdırlar.

Ofset baskı sektörüne yayıncılık alanından ilerleyen bir başka tehdit, siparişe dayalı üretimdir. Satış garantisi olmayacak şekilde çok sayıda kitap basıp, depolama ve sigortalama giderleriyle uğraşmak istemeyen yayıncılar, kendi bünyelerinde in-line dijital baskı merkezleri kurarak sipariş sayısınca üretim yapma ya da e-kitap olarak pazarlama yöntemlerini tercih etme eğilimindedirler. Amerika ve Avrupa ülkelerinde bu uygulama oldukça yaygınlaşmış olup, ülkemizde de etkisini göstermeye başlamıştır.

Dikkat çeken bir başka husus ise masaüstü yayıncılık ve dijital baskı alanındaki gelişmeler sonucunda bugün pek çok tüketicinin kendi ürününün tasarım ve üretim sorumluluğunu alacak duruma gelmiş olmasıdır. Neredeyse her bilgisayar kullanıcısı, kendi kendisinin tasarımcısı hatta yayıncısı olma yolunda ilerlemektedir.

Diğer yandan, web-to print uygulamaları yaygınlaşmaktadır. Yereldeki bir üreticiye bağlı kalmak yerine, en hızlı, kaliteli ve ucuz üretim vaat eden aracı kurumlar üzerinden siparişlerin gerçekleşmesi dönemi başlıyor. Ülkemizdeki klasik çantacılık uygulaması yerini web-to print usulü siparişe bırakıyor.

Küçük basım işletmeleri hızla kapanırken, yüksek kapasiteli işletmeler iç pazarın yanı sıra dış ticaret yoluyla ayakta kalma çabası içine girmiş durumdalar.

Günümüzün yüksek rekabetçi ortamında basım işletmelerinin bir diğer önemli sorunu, nitelikli işgücünün temini olarak karşımıza çıkıyor. Basım endüstrisindeki teknolojik gelişmelere ayak uyduracak esneklikte personel tedariki maalesef mümkün olamıyor. Eğitim kurumları geçmişte olduğu gibi bugün de sektörün ihtiyacı olan nitelikli işgücü arzını gerçekleştirmekte zorlanıyor. Elbette, üretim çeşitliliği; örneğin, ofset, tifdruk, serigrafi, dijital baskı (kültürel yayın basımı, reklam ve tanıtım için iç ve dış mekan basılı materyal üretimi), tüm bunların baskı öncesi ve sonrası süreçleri söz konusu olduğunda iş gücünün yetiştirilmesi başlı başına bir sorun olmaktadır.

Bunun çözümü için Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK) nezdinde, İstanbul Ticaret Odası ve paydaşları (çeşitli sektörel eğitim ve sivil toplum kuruluşları) meslek standartları hazırlama, standartlara dayalı ulusal yeterlik sistemini kurma çalışmalarını sürdürmektedir.

Küreselleşme, dijitalleşme ve multimedya çağında, tüketici davranışlarındaki değişimin de etkisiyle yatırım projeksiyonları nasıl biçimlenmeli?

Geleneksel baskı sistemlerine yapılacak yatırımlar durdurulmalı… Bu konuda bir devlet politikası oluşturulmalı… Türkiye uzun yıllardır, Avrupa ülkelerinin ikinci el makine pazarı oldu. Özellikle 2. El makine alımları artık durdurulmalı. Türkiye, özellikle ambalaj ihracatında önemli bir ivme kazanmış durumda… Basım sektöründe ihracatın arttırılması konusunda teşvikler arttırılmalı.

Ülkemizde kurulacak web-to print ağları desteklenmeli ve uluslararası düzeyde etkin kılınmalı…

Geleceğin yeni nesil tüketicilerinin, kâğıt baskılardan çok elektronik ortamlar için üretilmiş bilgileri okumayı, izlemeyi tercih edecekleri göz önüne alınarak, yatırımlar multimedya üretimine kaydırılmalı… Bugün PDF dosyalara basit bir şekilde, hareketli görüntüler ve sesler ekleyebiliyoruz. Baskılı kâğıdın tek başına harekete, sese, görüntüye direnmesinin mümkün olmadığını kabul etmek durumundayız.

Yeni nesil tasarımcı ve basımcıların, kâğıt baskının yanı sıra e-kitap, e-dergi, e-gazete vb. üretimi alanında da faaliyet göstermeleri zorunlu…

İşletmelerin geleceğin ihtiyaçlarına ve ekonomik – sosyal değişime uyum çabalarında başlıca handikaplar ve fırsatlar neler?

Gazeteleri İnternet’ten okuyan, araştırmaları İnternet’ten yapan, kitapları tablet PC’den okuyan, fotoğraflarını dijital ortamda arşivleyen bir nesil ortaya çıktı. Bu yeni neslin ihtiyaçları, bizim kuşağımızın mürekkep kokan kitap ve gazete ihtiyacından oldukça farklı… Artık her şey gibi bilgi de çok çabuk tüketiliyor. Hem hızlı üretiliyor, hem hızlı tüketiliyor. Daha biz kitaplara basamadan yenileri ortaya çıkıyor. Bu durumun en önemli çıkmazı, geleneksel basım tekniklerimizin bilginin çoğaltılması ve yaygınlaştırılması konusunda artık yetersiz kalması… Öyle görünüyor ki, çok uzun olmayan bir zaman içinde bilgi ve belgeleri, kâğıda çoğaltmak ve yaymak için değil, her ihtimale karşın saklamak (arşivlemek) için basacağız.

Yaygınlaştırma işini de dijital ortamlarda, zenginleştirip, çeşitlendirerek sürdüreceğiz. Basım sektörü ise varlığını ambalaj üretimi alanında güçlenerek sürdürecek. Tabii yeni alternatif malzemelerin üretimine ve bu malzemelere görüntülerin, bilgilerin mürekkepsiz transferine kadar…

Geleceğin matbaası ve matbaacısı hakkında öngörülerinizi paylaşır mısınız?

Yazının başında, torunumun sorduğu sorulara bakılırsa; 30 yıl sonra matbaacılık mesleği tarihin altın sayfalarına adını yazdırmış olacak. Çocuklar ve gençler, bir önceki milenyumun en önemli icadı olarak, tarih kitaplarından kısaca bilgi edinecekler… Matbaacılık, ambalaj iş kolunun altında ancak tamamıyla ileri teknolojiler kullanılarak yürütülen bir başka mesleğin atası olacak gibi görünüyor.

Herkese iyi yıllar…

« Geri
Yorum yapabilmek için giriş yapınız.