|
|
Aydın Ozalit ikinci şubesi ile hizmette
|
Sektör ayakta kalabilmek için yeni arayışlar içinde
|
Nano teknolojik dijitalizm reel sanayiyi yutacak mı?
|
Sezai Nuhoğlu / Matbaa Haber dergisi Yazı İşleri Müdürü
Türkiye ekonomisi bu yıl da krizdeki Avrupa’nın gölgesinde ve çalkantılı döviz piyasası verilerine karşın büyümeye devam etti. Yılın dokuz aylık verilerine göre büyümede dünya birincisi. Bu büyüme, altı ay geriden de olsa, kuşkusuz basım sektörüne de yansıyor. Bunun baskı makineleri yatırımlarını tekrar canlandıracak bir etki yapıp yapmayacağını, ekonominin yönü açısından da kritik bir önemi olan 2012 yılı içinde göreceğiz. Son yıllarda tüm zorluklara karşın işinde istikrarı koruyarak, yatırımlarını sürdüren birçok matbaanın, kapasite artırımı ve yenileme yatırımları için Drupa’yı beklemekte olduğunu söyleyebiliriz.
Bu süreçte, Batı ülkelerinde yavaşlayan büyüme dolayısıyla basım endüstrisinin önde gelen tedarikçilerinin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere odaklanmakta olduklarını görüyoruz. Drupa öncesinde arz cephesinde Türkiye’de de büyük hareketlilik yaşanacağını tahmin ediyoruz.
Türkiye’de 2008 krizi öncesinde sektörde makine yatırımları – önceki yıllarda iş hacmindeki büyümeyle orantısız yapılmış yatırımların da etkisiyle – zaten azalmıştı. 2008 ve sonrasında ambalaj ve yayına yönelik büyük ebat ve çok üniteli, yüksek otomasyonlu baskı makineleri ve veb ofset yatırımları ağırlık kazandı. Doğal olarak yatırım yapan firma sayısı son derece azaldı. Bir yandan da büyük kentlerde ve Anadolu’da ikinci el çok renkli makinelere bir ara artan bir talep yaşandı. Sonra ikinci el piyasasının hızı da Avrupa’dan uygun makine tedariki imkanları nispetinde giderek yavaşladı.
Son yıllarda baskı öncesinde artan CtP yatırımlarına rağmen henüz pazarın doymuş olduğunu söylemek zor. Görüşlerini aldığımız bazı matbaacılar, CtP’yi inkjet dijital baskının ardından son on yılın en önemli teknolojisi olarak görüyorlar. Dijital yatırımlarının gölgesinde kalsa da, 2012 ve sonrasında da CtP yatırımlarının devam etmesini bekliyoruz.
Geleceğin matbaası için zorunlu adımlar...
Önümüzdeki süreçte, küçük - orta ölçekli basım işletmelerine, mevcut yapılarını ve müşteri profillerini dikkate alarak (müşterilerine sunulabilecekleri yeni ürünler, çözümler aramaları), farklılaşma olanaklarını araştırmaları önerilecek adımlardan biri olabilir. Drupa’da baskının yanı sıra baskı sonrası için de fark yaratacak çözümler bulabileceklerini umuyoruz.
Yurt dışında olduğu gibi yurt içinde de kurumların ve büyük şirketlerin tedarikçilerinde ön koşul olarak aradıkları kalite, çevre ve güvenlik sertifikaları, henüz bu sertifikaları tamamlamamış olan firmaların gündeminde olmalı.
Verimlilik, üretkenlik, personel tasarrufu ihtiyacı içinde olan dinamik basım işletmeleri, Drupa’da makine otomasyonu, iş akışı - JDF, web-to-print alanlarında görecekleri yenilikler ışığında kendi otomasyon süreçlerini tekrar gözden geçirerek, bu konuda daha net bir bakış açısına sahip olabilirler ve yatırımlarını planlayabilirler.
Dergimizin 100. sayısında yer alan ergonomi ile nasıl tasarruf sağlanabileceğine ilişkin yazıyı okumadıysanız, mutlaka okumanızı öneririz. Yazıda küçük bazı değişikliklerle, nasıl tasarruf sağlanabileceğinin güzel bir örneği anlatılıyor.
İş süreçlerinin entegrasyonunu sağlayan yazılımlar yoluyla da kayda değer tasarruf sağlanabiliyor. Her firma kendi ölçeğine uygun çözümler için araştırma yapabilir.
Yeni yatırım perspektifleri, hedef pazar analizi ve ölçek belirleme, güç birliği ve ortak yatırım olanakları... Drupa öncesinde ciddi yatırım planları olan firmaların gündeminde olması gereken konulardan bazıları...
Dijitalde fırsatlar hayal gücümüzle sınırlı...
Matbaacılığın görünümü hızla değişiyor. Birkaç ay arayla uğradığımız semtlerde şaşırtıcı bir hızla dijital kopyalama ve baskı merkezlerinin açılışı dikkatimizi çekiyor. Bunların bazıları yeni, bazıları ise matbaacıların yeni isimlerle açtıkları dijital baskı merkezleri... Düşük tirajlı kitap basımı, orta ve yüksek hacimli dijital baskı sistemleri kullanan bu merkezlerin önemli iş kollarından biri... Yayıncıların, ne kadar satacağı belirsiz olan ya da bazı üniversite yayınları gibi hedef okur sayısı sınırlı kitaplar için düşük tirajlı dijital baskıyı giderek daha fazla benimsedikleri görülüyor.
Dijital baskı, gerek baskı altı materyal çeşitliliği, gerek yaratıcı grafik çalışmalar için sonsuz denebilecek uygulama zenginliği ile çok yönlü düşünen, hızlı karar alabilen ve uygulayabilen basımcılar için sınırsız olanaklar vadediyor. Dijitali bas – kopyala – teslim et yaklaşımının ötesinde; iş geliştirme, pazarlama, grafik tasarım ve uygulama, baskı öncesi renk yönetimi, baskı ve baskı sonrası, İnternet ve multimedya boyutuyla kavrayabilen ve hayata geçirebilenler için kışkırtıcı fırsatlar var.
İnkjet pazarında son aylardaki satışların yanı sıra Sign İstanbul fuarının da pekiştirdiği, solvent bazlı sistemlerden UV ve su bazlı dijital baskıya geçişin hızlanması olgusu dikkate değer.. Gerçi bu konuda alınacak hayli mesafe var ama özellikle su bazlı ve UV sistemlerle ilgili iş bağlantılarının ve yatırım görüşmelerinin artmakta olduğu görülüyor. İnkjet, bu Drupa’da en çok merak edilen ve konuşulan konulardan biri olacak.
Matbaacılık alanında dünyanın önde gelen uzmanları - ki bazılarının yazılarını dergimizde okuyorsunuz - ofset ve dijitalin birlikte kullanımının matbaacılar için yeni iş fırsatları yaratacağını ısrarla vurguluyorlar. Tabii bu fırsatı kârlı işlere dönüştürmek için, örneğin küçük bir matbaa için GTO’nun yanına giriş seviyesi bir profesyonel dijital baskı sistemi kurmak yetmiyor. Dijital baskı sistemi satan firmalar, makinelerin tüm olanaklarından nasıl yararlanılabileceği, yapılabilecek işlerden örnekler vererek, dünya çapındaki uygulamaları anlatarak bu konuda gerekli ön bilgileri sağlıyorlar. Matbaacının, öncelikle kadrosunu baskı konusunda eğitimli ve iş geliştirme konusunda yaratıcı personel ile takviye etmesi, standart tasarım yazılımlarını kullanmanın ötesinde grafik bilgisine sahip tasarımcı istihdam etmesi gerekiyor. Kullanım süresi ofset makinelerle kıyaslanmayacak kadar kısa olan dijital sistemlerden para kazanabilmek ve bir üst sisteme yatırım yaparak işi sürdürülebilir hale getirmek için öncelikle zengin uygulama örnekleriyle müşterinin cezbedilmesi, daha önce ofsette yapılabilenlerle sınırlı olan iş portföyünün genişletilmesi zorunlu. Geçtiğimiz yüz yılın sonlarına kadar, basım sektöründe yapılabilecek işler geleneksel teknolojilerin imkânlarıyla sınırlıydı. Özgün ve farklı işler yapmanın maliyeti çok yüksek olabiliyordu. Dijital bu sınırları büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Birçok alanda sınırları hayal gücümüz ve yaratıcılığımız belirliyor.
Web-to-Print sistemleri kuran matbaaların sayısı giderek artıyor. Matbaacılar bu süreçte sosyal medyayı kullanmayı da öğrenecekler. Drupa, bu alanda da dikkatle izlenmesi tavsiye edilen yenilikler vadediyor. Önümüzdeki yıllar, baskının ve multimedyanın çok daha iç içe olacağı bir sürece gebe... Baskı işinin İnternet nedeniyle kan kaybettiği hep söyleniyor ama dünyada işini İnternet’ten besleyerek, bunu fırsata dönüştüren çok başarılı örnekler de var. Onları diğerleri de izliyor. Türkiye’de de bu dönüşüm hızlanarak devam edecek ve baskı işinin bir tarafı kaçınılmaz olarak İnternet’te olacak. Bu süreç, matbaanın bir medya sunucusuna dönüşmekte olduğu bir geçiş dönemi olacak.
Matbaacının müşterisiyle uzun soluklu iş ortaklığı...
Batı dünyasında, yeni binyılın başından itibaren yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla basım işinde sert rekabete maruz kalan birçok basım şirketi, müşterilerine postalama ve lojistik dahil basım dışında ek hizmetler vererek ayakta kalmaya ve avantaj sağlamaya çalışıyorlar. Birkaç yıldır Türkiye’de de az sayıda firma tarafından geleneksel matbaacılıkta alışık olmadığımız bu tür hizmetler verilmeye başlandı. Bu konuda iş birliği yapan matbaacılarla müşterileri, iş ilişkilerini daha sıkı bağlarla uzun soluklu bir iş ortaklığına dönüştürüyorlar.
Yeni yatırımlarda ölçek belirleme sorunu...
Türkiye’de birkaç basım kuruluşunun dev yatırımlarla orta ölçekli firmalarla arayı açmakta olduğu bir süreç yaşıyoruz. 2012 ve sonrasında, matbaa sitelerinden büyük, fabrika ölçeğinde yeni binalara taşınan matbaaların sayısının arttığını göreceğiz. Son 20 yıl, matbaaların yer değiştirme aralıklarının kısaldığını, büyümeleri oranında bu yer değiştirmelerin maliyetinin çok yükseldiği, hatta birçok matbaa açısından göze alınamayan maliyetlerin ortaya çıktığı bir dönem oldu. Bu da, basım işletmelerinin büyümeye dönük bina ve ekipman yatırımlarını daha uzun vadeli büyüme planları çerçevesinde gerçekleştirmelerinin önemini ortaya koyuyor.
Müşteriler tarafında da, basım kuruluşlarını ilgilendiren bazı hizmetlerin tek elde toplanmakta olduğu gözleniyor. PTT’nin 2010 ortalarında, posta tarihinin en büyük yatırımı olarak sunulan, 66 milyon avroyu aşkın bir yatırımla gerçekleştirdiği “Hibrit Posta” hizmetini buna örnek olarak gösterebiliriz. İlk anlaşması Türk Telekom ile yapılan bu projede, fatura vb. gönderiler, elektronik ortamda adrese en yakın baskı merkezine iletiliyor; orada basılarak adrese ulaştırılıyor. PTT bu amaçla Ankara, İstanbul (Anadolu Yakası), İzmir, Erzurum ve Mersin başmüdürlükleri bünyesinde toplam beş baskı merkezi kurdu. Sistem, günlük 2.5 milyon gönderiyi bu merkezler kanalıyla işleyebilecek kapasiteye sahip. Özellikle yüksek kapasiteli, anlaşmalı işlere yönelik dijital yatırımı yapmak isteyen firmaların bu tür gelişmeleri dikkatle izlemelerinde ve bu alandaki iş hacmini iyi hesaplamalarında fayda var. Ulaştırma alanında benzer sistemleri kuran özel sektör firmaları da var.
Sektör, son yıllarda yatırımlarında çok daha temkinli ve dikkatli davranıyor. İç pazar büyümeye devam ediyor ama bu yıl büyümenin yavaşlayacağı öngörülüyor. Yatırımlarda en önemli konulardan biri olan ölçek belirleme sorunu bu koşullarda çok daha önem kazanıyor. Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerine göre matbaacılıkta ihracatımız, Ocak - Ekim 2011 döneminde 76.5 milyon dolar civarında ve geçen yılın sadece 6 milyon dolar üzerinde.. Bu düşük rakamlar, ihracatta da yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Türk matbaacısı Batı ve Uzak Doğu arasında bir çıkış arıyor
Bir yanda, 2008 krizinden bu yana büyük bir durgunluk (hatta bazı ülkeler için çöküş de denebilir) yaşayan Avrupa ekonomisi ve duraklayan basım sektörü, diğer yanda son dört beş yılda iş hacminin ikiye katlandığı Çin ve Uzak Doğu basım pazarı... Türk basım sektörü, bu iki uç arasında, bazı avantajları ve riskleri her ikisiyle veya biriyle paylaşarak, kendi çıkışını arıyor.
Ağırlıklı olarak iç piyasaya yönelik yatırımların, piyasaya hakim firmaların rekabet güçleri dikkate alınmadan yapılması, daha sert bir rekabeti göze almayı gerektiriyor. Dış pazara yönelik yatırımların ise iyi bir pazar araştırmasının ardından, bir stratejik plan dahilinde, hedef pazarların belirlenen alandaki talep yapısına, lojistik imkânlarına uygun ölçekte gerçekleştirilmesi zorunluluğu sözkonusu...
Matbaa Haber’in 91. sayısında sonuçlarına yer verdiğimiz makine envanteri araştırmamız, ofset baskı makinelerinin % 17.6’sının on yaş ve daha yeni makinelerden oluştuğunu ortaya koydu. Bu makinelerin en az iki üniteli olduğu dikkate alındığında, kapasite itibarıyla sektördeki ofset makine parkının en az yarısının, günün ihtiyaçlarına uygun kalitede ve hızda üretimde kullanılabilmesi, otomasyon ağlarına bağlanabilmesi mümkün görünmüyor. Özellikle ofsette kalmayı düşünen, daha dinamik ve üretken bir yapıyı hedefleyen küçük - orta ölçekli matbaalar için 2012 kritik kararların alındığı bir yıl olabilir.
Diğer taraftan yol ayrımındaki mikro ölçekli matbaalar, gelecekleri için kaçınılmaz yatırım olan, en uygun dijital - ofset kombinasyonlarını araştırmak ve incelemek için Messe Düsseldorf salonlarında olacaklar.
Drupa, Türk basım sektörü için yatırımların zirve yaptığı bir fuar olmasa bile, matbaacının işe bakış açısını değiştiren bir fuar olabilir... Dijitalleşme, multimedya kullanımı, otomasyon, işe uygun ekipman ve personel, doğru malzeme seçimi, sağlık ve çevre dostu, kalitesi sürekli denetlenen üretim süreçleri, bunları gerçekleştirebilmek için doğru iş ortaklarıyla uzun soluklu iş ortaklıkları... Tüm bunlar, matbaacılığı zanaat işi olmaktan çıkarıp, bilim ve teknoloji rehberliği olmaksızın uzun soluklu sürdürülemeyecek bir iş haline getiriyor.
Messe Düsseldorf kapılarının, basım sektörü için yenilenmeye açılan kapılar olmasını diliyoruz.
|