KULLANICI ADI
ŞİFRE

70
102
matbaahaber #101
Sayıyı göster
Sektör ayakta kalabilmek için yeni arayışlar içinde
Nano teknolojik dijitalizm reel sanayiyi yutacak mı?
Uzun vadede işletmeyi değerli kılan şey, yenilikçi olmaktır

AliTamerArdicTamer Ardıç / Matbaa Haber dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Yaşadığımız dönem birçok gelişme ve değişimi birbiri ardına görmemize ve yaşamamıza fırsat tanıyan bir dönem. Belki de bu denli köklü değişikliklerin yaşanacağı bir başka dönem olmayacak. Bu kendi içinde heyecan verici bir bir boyut taşırken birtakım zorlukları ve olumsuzlukları da bünyesinde barındırıyor.

Yaşı benim gibi 50’li rakamlara ulaşanlar ve daha uzun yaşamış olanlar, dünya uygarlık tarihi içinde kısa sayılabilecek bir aralıkta birçok teknolojik gelişmeye tanık olup bu teknolojik gelişmenin ürünlerini kullandılar ve kullanmaktalar. Basım sektörü de diğer alanlar gibi bu süreçte büyük bir gelişme ve değişimle karşı karşıya kaldı. Tipo baskının eğemen olduğu gençlik yıllarımızın ikinci döneminde ofset bayrağı devraldı. Milenyumun ardından ise devraldığı bayrağı dijitalle birlikte taşımak durumunda.

Bu bir süreç, ama hızlı yaşanan bir süreç. Aynı zamanda da kaçınılmaz. Bu yüzden mevcut durumu sadece bir olumsuzluk olarak görüp yakınmak çözümün kıyısından geçmiyor. Hızlı yaşanıyor olması aynı zamanda bu hızın gerektirdiği iş yapma biçimlerine, makine ve ekipmana, yatırımın geri dönüş sürecine; hıza neden olan teknolojinin kaçınılmaz bir gereği olarak ortaya çıkan nitelikli iş gücüne adapte olmamızın da önünde bir engel.

Gelecek kaygısı...

Artan makine parkı ve işletme sayısı, teknolojinin üretim sürecini kolaylaştırması sonucu düşen hizmet bedelleri ve sert rekabet beraberinde bir gelecek kaygısı çıkarıyor ortaya. Bu kaygı bazen kişisel ve işletme bazında bazen de daha ileri gidilip sektörün geleceğine dönük bir kaygı olarak biçimlenmekte.

Dijital baskı teknolojilerinin sektöre girmesi bu kaygıların daha bir yoğun hissedilmesi sonucunu doğuruyor. Bunun en önemli nedeni dijitalin üretim sürecindeki birçok aşamayı ortadan kaldırması ve başlangıç düzeyindeki dijital baskı makinelerinin bedellerinin herkes tarafından ulaşılabilir düzeyde olması. Bu giriş seviyesi makinelerle satılabilir renkli baskılar yapılması mümkün. İşte bu noktada kaygılar da başlıyor.  Bugüne kadar büyük bedeler ödenerek sahip olunan makine parkları; bir anlamda sermaye, geçmişte olduğu gibi artık eski değerini koruyamıyor. Bunda dijitalin payı olmakla birlikte,  ondan daha önce ofset baskı teknolojisideki gelişmelerin  bu süreci başlattığını da unutmayalım. Dijital, ofset matbaalar için bu sürecin üzerine sadece tuz ekmiş durumda.

Ofsetin avantajları, hız ve kalite... Bunlar ofsetin varlığını sürdürmesi mücadelesindeki en önemli gücü. Baskı makineleri üzerindeki otomasyondaki gelişmeler, hızlı işten işe geçiş alanında yapılan geliştirme ve iyileştirmeler ofsetin daha uzun süre varlığını sürdüreceğinin göstergeleri.

Bir matbaacı dostumun az sayıdaki, çok sayfalı bir baskı işini (150 adetti sanıyorum) ofsette bir gün içinde basıp, kırıp ciltleyerek teslim ettiğini, bunu dijitalle aynı sürede yetiştirmesinin mümkün olmadığını ve maliyet konusunda da ofsetin hiç de dezavantajlı olmadığını belirttiğini hatırlıyorum.

Dijitalın baskısına karşın ofset baskı makineleri üreticileri de boş durmuyorlar ve pazarlarını korumada kararlı gözüküyorlar. Bu süreç 2008 drupası öncesinde başlamıştı. O zaman da ofset baskı makineleri üreticileri kısa zamanda (15 dakikada 5 iş) çok sayıda iş basma üzerine kurgulanmış ve bu doğrultuda demoları pazarlama stratejilerinin merkezine koymuşlardı. Bu süreç bugün de devam ediyor. Yine makine üreticileri, kısa sürede, az tirajlı çok sayıda iş basma demoları yapıyor ve bunu pazarlama stratejilerin önemli bir argümanı olarak sunuyorlar.

Gelecek kaygısına neden olan bir başka olgu daha var: Teknolojinin gelişmesi beraberinde kendi terminolojisini ve ek bir eğitimi de gerekli kılıyor. Bu durum da özellikle orta yaşı geçmiş insanları tedirgin ediyor. Bugüne kadar mesleğim dediğimiz ve sahibi olduğumuz işletmelerde, artık bütününe vakıf olamadığımız bir üretim süreci ile karşı karşı kalmış durumdayız. Evet, bu her insan için ürkütücü. Ürkütücü ama ne yapalım ki kaçınılmaz ve sadece basım sektörü için değil bütün sektörler için geçerli. Bu teknolojinin, gelişmenin bir oyunu ve bu oyunu oynamak zorundayız. Bu durum aynı zamanda işletme sahiplerini “matbaa ustası ve sahip”, yani “matbaacı” konumundan koparıyor ve “usta” kimliğinden sıyırıp profesyonel yönetici kimliğine “terfi” ettiriyor.

Bize göre bu oyunun doğru oynanması için tek bir reçete yok. Ancak kurallar değişiyor diye sektörün sonunun geldiğini düşünmek için de bir neden yok. Gerçek ve net olan, bir değişim ve dönüşüm sürecinde olduğumuz. Gelecekte, geriye bakıldığında daha iyi görüleceğini ve değerlendirileceğini düşündüğümüz bir dönemden geçiyoruz.

Zaman zaman ifade ettiğimiz gibi, baskı biçim değiştiriyor... Nasıl baskı prosesleri değiştiyse, süreç kısaldıysa, ortalama kalite arttıysa; bu değişim, iş yapma biçimini, sektörün çalışan insan tipini, pazarlamayı, iş alma biçimini, teslim sürelerini, kısaca herşeyi değiştiriyor ve değiştirecek. Ama görünür bir gelecekte matbaacılığın sonunun geleceğini söylemek için henüz çok erken.

Çok da uzak olmayan bir geçmişte bir basım işletmesinin günlerini alan ve çok sayıda insanın emeğinin ürünü olarak ortaya çıkan basılı işler, bugün genç bir insanın evinde bilgisayarı ve yazıcısı ile halledebileceği noktaya gelmiş de olsa baskı işi halen bir sektör ve öyle olmaya devam edecek. Ticari baskı, etiket, ambalaj bildiğimiz anlamda basım işletmelerinden çıkacak. Baskı bir taraftan kaybettiği işleri diğer taraftan kazanacak.

Bu süreçte iki temel sorundan dolayı insanlar olumsuz etkileniyor: Biri teknolojik gelişme ve bunun sonuçları diğeri ise ofset baskının kendini dijitalin tehdidinde hissediyor olması.

Teknoloji hayatımızı, işimizi değiştiriyor. Bir taraftan nimetlerinden yararlanıp daha kaliteli bir yaşam sürerken, bir taraftan da süregiden iş yapma biçimlerini, iş süreçlerini, insan tipini değiştirmesinden dolayı alışkanlıklarımızı bertaraf edip tedirginliğe sebep oluyor. Hatta bazı meslekleri yok ediyor. Ama basım sektörü henüz bu yok oluşla karşı karşıya değil.

Bu süreçle başa çıkılabilir mi?

Bu süreçle başa çıkılabilir... Öncelikle değişim gerçeği ile yüzleşmek ve değişmeye hazır olmak gerek. Ana hatları ile, tedarik, personel, pazarlama, üretim, kârlılık, satış konularında esnek olmak; günün gereklerine göre hareket etmek gerekiyor. Bu gereklilik işletmenin boyutuna, hedefine, makine parkına göre farklılıklar taşıyacaktır. Belli bir reçete peşinde koşmanın, bu tür bir arayış içine girmenin de anlamı yok. Gerekirse profesyonel yardım alınıp, mümkün olduğunca sürec doğru okunmalı. Bir de kendimize güvenmeliyiz. İşimizi, işletmemizi, koşullarımızı en iyi biz biliriz. İçeriye en iyi biz bakarız. Eksiğimizi, avantajımızı yine en iyi biz biliriz. Yani rehberimiz bir anlamda kendimiziz.

Neler değişecek...

•    İşletme sayıları azalacak.

•    İşletmelerdeki çalışan sayısı düşecek. Nitelikli ve yaratıcı insanlarla yola devam edilecek. Matbaalarda daha çok kadın çalışan görülecek.

•    Eski makineler hızla elden çıkarılacak.

•    İşletmeler yaratıcı olacaklar. Müşterilerini iş ortakları olarak görecek şekilde kurgulanacaklar.

Neler yapabiliriz...

Gelişme sektörde artan işletme sayılarını süreç içerisinde azaltıcı bir etki yapacak. Bazı işletmeler alandan çekilmek zorunda kalacaklar. Bazı işletmeler ise birleşerek mevcudiyetini sürdürecek. Burada küçük büyük ayrımından çok günün gereklerine uygun yapılanmalar belirleyici olacak. Küçük ama yüksek teknolojili dijital veya ofset veya her iki sistemi bünyesinde barındıran, teknolojik gelişimin beraberinde getirdiği olmazsa olmazları da yerine getiren ve uygulayan işletmeler yollarına devam edecek. Birleşerek güçlerini artıran, iş yapma yeteneklerini geliştiren, ama yine yüksek teknoloji ekseninde makine parkları oluşturan ve yatırımlarını bu doğrultuda yapan orta ölçekte ve büyük işletmeler de yollarına devam edecekler.

Pazarlamada internet önemini arttırmakla birlikte, matbaacının, müşterisinin çözüm ortağı olduğu oranda önünün açık olacağını söylemek kehanet değil.

Kârlılıkta eski oranları yad etmek güzel ama artık onlar yok. Düşen kârlılığın yükseleceği beklentisi ile değil, maliyetleri mümkün olduğunca aşağıya çekecek çözümler arayışı içinde olunmalı.

Otomasyon her boyuttaki işletme için öncelikli bir konu. En az çalışanla, kaliteden ödün vermeden çalışılabilecek donanım ve yazılımlara yatırım artık daha çok gündemimizde olmalı.

En az fire, en az kimyasal, en az enerji, en az su harcayarak yapılacak hizmet üretimi düşen kârlılığı karşılayabileceği gibi reel olarak kazancı da arttırabilecektir.

Nitelikli eleman gelecekteki basım işletmeleri için de önemini koruyacak. Zaten sektörün eleman ihtiyacı bir süredir usta çırak ilişkileri çerçevesinden yetişmiş kaynaklardan sağlanmıyor.  Şimdi biraz daha ilerisine geçilmeli. Sektöre eleman yetiştiren kurumlar desteklenmeli ve işbirlikleri güçlendirilmeli. Kurum içi eğitim çalışmaları sürdürülürken, sektörün tedarikçilerinden eğitim konusunda daha fazla yararlanmanın yolları bulunmalı.

Yatırım konusunda eskiye göre daha fazla araştırma yapmak gerekiyor. Artık marka tercihi tek başına belirleyici değil. Kulanacağınız teknolojiyi de belirlemeniz gerekiyor. Yatırım kararınızı etkileyecek yeni argümanları dikkate almalısınız.

Dijital alanında da seçenekler artıyor ve karmaşıklaşıyor. Tonerli sistemlerle başlayan süreç inkjetin atağı ile devam ediyor. İnkjet alanında çok sayıda seçenek var. Geçen drupa’da prototip olarak ortaya çıkan çözümler 2012 drupasında daha netleşmiş olacak. Seçenekleri öğrenmek, tanımak ve işletmenizin özelliklerine, müşteri profilinize ve hedeflerinize göre karar vermek durumundasınız.

Baskı biçim değiştiriyor derken teknolojinin getirileri ve gerekleri doğrultusunda biçim değiştirmesinden söz ediyoruz. Bunun yanı sıra baskının yerini alan dijital ortamları da bir biçim değişikliği olarak algılamakta yarar var. Sonuçta bir veri kağıda ya da başka medyalara basılsa da basılmayıp sadece dijital ortamda yayılsa da bir hazırlık sürecinden geçmekte. Bu süreç her iki halde de farklı değil. Basım endüstrisi zaten işinin bir parçası olan ve yapmakta olduğu bu hazırlık çalışmalarını aynı şekilde yapıp sadece çıktıyı dijital olarak yayacak organizasyonları da yapabilir ve yapmalıdır.

Önümüzde Drupa fuarı var. Dört yılda bir yapılan bu fuarın ziyareti yapılacak şeyler listesinde yer almalı. Drupa’ya sadece makine bakmak için gidilmemeli. Makine, malzeme üreticileri de sizin taşıdığınız kaygıları taşıyor ve çözüm üretmek için çalışıyorlar. Üreticiler ürünler yanında iş süreçleri için ne tür yenilikler yaptıklarını da sergileyecekler. Drupa’ya en çok bu çözümler için gidilmeli.

Geçtiğimiz yıl ilki yapılan ve bu yıl drupa’nın içine alınan digi:media Fuarı’nı (bölümünü) de mutlaka ziyaret listenize alın. Gelecek üzerine sorularınızın bir kısmına orada cevap bulabilirsiniz. Bu çözümleri görmek, fikir almak, sorularınıza yanıt bulmak için Mayıs’da Düsseldorf’ta yerinizi ayırtın.

« Geri
Yorum yapabilmek için giriş yapınız.