|
|
Nano teknolojik dijitalizm reel sanayiyi yutacak mı?
|
ŞA Grup HP Designjet L25500 ile büyüyecek
|
Sektör ayakta kalabilmek için yeni arayışlar içinde
|
Ankara’da serigraf sektöründe kalitesiyle öne çıkan Ragle Reklam yol ayrımında... Ragle Reklam’ın ortaklarından Cenap Özyaşar’a göre emek yoğun çalışma para kazandırmıyor; makineleşmenin ise iki handikapı var; özellikle etiket baskısında küçük makinelerin alternatifi haline gelen dijital ile rekabet şansı yok, büyük makineler için ise Ankara’da pazar yok... (Ankara) Özellikle yılbaşı öncesinde aktif hale gelen kayıt dışı tezgahlarla birlikte, Ankara’da serigraf atölye sayısının bine yaklaştığı tahmin ediliyor. Yılın geri kalan zamanında ise reklam ve basım sektörüne de hizmet vermekle birlikte özellikle sanayi ve hizmet sektörlerine yönelik üretim yapan, az sayıda istikrarlı firma var. Ragle Reklam, serigraf baskı alanında ilk akla gelen firmalardan biri ve özellikle baskı kalitesi ve dakikliği ile müşterilerinin takdirini kazanmış bir firma. ISO 9001 Kalite Güvence Belgesi olan, AB yönergelerine uygun baskı yapan Ragle Reklam, kayıt dışı faaliyetin yüksek olduğu bu sektörde 9 sigortalı çalışanıyla hizmet veriyor. Ragle Reklam, yıl sonuna doğru artan talebe karşın, büyük ölçüde kayıt dışı ve kimsenin denetlemediği sağlıksız çalışma koşullarında faaliyet gösteren firmalarla (ya da kişilerle) fiyat rekabetine girmekten özenle kaçındığı için promosyon pazarından da uzak duruyor. Ragle Reklam’ın ortakları Cenap Özyaşar ve Metin Çetinel, Ragle Reklam ve serigraf piyasası ile ilgili sorularımızı yanıtladılar.. Ragle Reklam elektronik cihaz panelleri imalatı ile polikarbon, polyester elektronik devrelerin baskısını yapıyor Ragle Reklam Ankara’da serigraf baskı kalitesiyle referans gösterilen firmalardan... Bu noktaya nasıl geldiniz? Müşteri profilinizden söz eder misiniz? M. Çetinel: Başından beri iyi malzeme kullanalım, kaliteli iş yapalım diye düşünmüştük, öyle sürdürdük ve piyasada isim yapmamız, zamanla gerçekleşti. Ağırlıklı olarak medikal cihaz üreticilerine hizmet veriyoruz. Onların cihazlarının “membran switch” tarzındaki elektronik panellerini imal ediyoruz. Plastik sektöründen iki büyük firma müşterimiz. Elektronik cihaz imalatı yapanlara da polikarbon kabartma etiket ağırlıklı hizmet veriyoruz. Serigraf baskı işinde makineleşmeyi neden düşünmediniz? C. Özyaşar: Mevcut beş manuel tezgahımızda yapamadığımız serigraf baskı yok. Yer sıkıntımız var ve daha büyük bir yere taşınırsak, daha kurumsal, daha sistemli, daha organize bir yapıda, daha az çalışarak, daha az yorulup, daha stressiz iş yapabilme imkânımız olacak. Belki beş müşterimiz daha olacak ve yine endüstriyel cihaz paneli üreteceğiz. Reklam sektörünün bir kolu olarak, dijital UV inkjet makine yatırımı yapsak, onun uygulaması için, tabela, totem, germe vb. yapımında, araç giydirmede kullanılan ekipmana ve personele de yatırım yapmak, işi o yönde büyütmek gerekiyor. Etikete yönelik küçük dijital baskı makinelerine gelince, bizi ayakta tutan zaten, o makinelerden daha kaliteli baskı yapabiliyor olmamız, kesimin daha düzgün olması, daha sağlıklı olması vb. Ama bir gerçek var; serigrafi emek yoğun bir iş ve artık para kazandırmıyor. Sigortalı, kalifiye personel çalıştıracaksınız, onları sosyal ve ekonomik yönden mağdur etmeyeceksiniz, kendi sağlığınız ve çalışanların sağlığı için ortamı iyi havalandıracaksınız, kaliteli, sağlığa uygun, kanserojen olmayan malzeme kullanacaksınız, bir ürün ortaya çıkaracaksınız... Sonra geriye dönüp baktığınızda, kazandığınız parayı personel başına böldüğünüzde kazançlı bir iş yapmadığınızı görüyorsunuz. Sonuçta bu işi sanat için yapmıyoruz; para kazanmak için yapıyoruz. Serigrafi, her zaman merdiven altında çok sağlıksız koşullarda yapılan bir iş olarak algılandı. Makinesi olmadığı için yapılan işin de müşteriler nezdinde bir değeri yok. Özellikle küçük ölçekli bir serigraf atölyesine girdiğinizde bir kasnak, üstünde ipek, bir tahta, on kutu mürekkep... İki bin liralık malzeme ile yaptığınız kol gücüne dayalı bir işi on bin liraya satma şansınız yok! Bu tezgaha sahip kayıt dışı bir işletme, bizim on liraya mal ettiğimiz işi iki liraya mal edebiliyor ve onunla rekabet edemiyoruz. Çünkü müşteri yapılan işin kanserojen boya ile yapılıp yapılmadığına, çalışanın sigortalı olup olmadığına bakmıyor, işin fiyatına bakıyor. Rekabet ortamında yoğun emekle artı değer yaratamıyorsunuz. İki küçük serigraf makinesiyle, dört personel çalıştırmak da bir seçenek değil mi? C. Özyaşar: Serigraf makineleri sektörün kaldırabileceği makineler değil. Tam otomatik bir serigraf baskı makinesinin maliyeti yaklaşık 150 bin avro. Bu makineyi kurduğunuz zaman günde beş saat çalıştıracaksınız. Ya etiket ya kısmi lak yapacaksınız. Ankara’da bu kadar iş yok. Kısmi lak işini de zaten matbaa sektöründe serigraf dışındaki makinelerle yapan, işi o olan firmalar var. Serigrafide büyüyemeyince, yine serigrafi işinden kopmadan, bir reklam ajansı gibi kadromuzu grafik – tasarım birimi ile takviye ederek, serigraf baskı hizmeti verdiğimiz firmaların etiket yaptığımız cihazları ile ilgili kutuları, katalogları için tasarım hizmeti vermeye başladık. Para kazanmanın yollarını arttırmaya çalışıyoruz.” Serigraf baskı malzemelerinde Çin faktörü var mı? Sizi nasıl etkiliyor? C. Özyaşar: On bin adet serigraf baskı işi varsa; onu baskılı olarak Çin’den getirmek daha ucuz. Elektronik cihaz panelinin polyesterini, polikarbonunu üç firma yapıyor. Birinde metre karesi 15 dolar, diğerinde 2.5 dolar... Orada da Çin faktörü var. İstanbul firmaları bizim müşterilerimize fiyat veriyorlar, onların tedarik imkanları, baskı imkanları daha geniş olduğundan bizi boğmaya çalışıyorlar. Bu ortamda şöyle bir kısır döngü yaşıyoruz: Makine alamazsak bu işten para kazanamayız; para kazanamazsak, makine taksidini ödeyemeyiz... Kayıt dışı ile rekabet ederek bu sektörde para kazanmak zor. İşin en acı yönü, bu sağlıksız sektörü denetleyen hiçbir kurumun, yapının olmaması... Sizi denetleyen oldu mu? C. Özyaşar: Hiç kimse denetlemedi. Serigraf atölyesinde 9 sigortalı elemanımız olduğunu öğrenenler bize gülüyor. Sonuç olarak, emek yoğun bir sektörde, emeğin hakkını verirseniz, mürekkep ve tiner yerine daha pahalı ama sağlığa daha uygun olanını kullanırsanız, artı değer oluşmuyor! Çalışmak istediğimiz büyük firmalar, ISO belgemizi, kullandığımız boya ve tinerin RoHS (elektrikli ve elektronik eşya üretiminde ağır metal kullanımını sınırlayan AB yönergesi) belgesini, çalışanların sağlık raporunu istiyor. Firmalar etiket yaptırmak istediğinde bizden belge isterken, bu belgelere sahip olmayan, kayıt dışı da olabilen bir firmadan sadece fiyat alarak, bize fiyat empoze edebiliyorlar! M. Çetinel: Çok küçük ebatlı etiketlerin yanı sıra, 70 cm ebadında, iki kişinin yerinden kaldırmakta zorlandığı ağır demir panellere de baskı yapıyoruz. Müşterinin işini seçme imkânımız yok. Geçenlerde bir şemsiye işi geldi; 800 şemsiyeyi kurutmak için işhanının otoparkını işgal ettik! Şemsiyeleri gittikçe daha uzağa koyduk ve komşular çatı katına park etmek zorunda kaldılar.. Şemsiyeyi beş kişi basıyor. Kaç liraya basarsanız basın çok eleman çalıştırmanız gerekiyor.
|